dün sabah pazar kahvaltısındaydık. ben, özden, elif ve arev. symrna'da. ne kötü bir başlangıç bu.. baştan alıyorum:
dün sabah, elif'in bir haftadan beri, belirsiz aralıklarla, sık sık yerini ve zamanını teyit ettiği kahvaltıdaydık. ben, özden, arev ve aşçı yamağı elif (ilerleyen paragraflarda bunun nedeni açıklanacaktır.). güzel bir kahvaltıydı. en sevdiğim öğün kahvaltıdır benim, doymak bilmem. bilsem de söylemem, söylesem de bir işe yaramaz zaten. yine öyle oldu. bir de bende şöyle saçma sapan bir saplantı var; bal geri dönmemeli. çöpe gitmemeli. ona kıyamıyorum. bu sebeple kahvaltının son demlerinde ben, balı çay kaşığımla kaşıklamakla meşguldüm. pişman değilim, yanlış anlaşılmasın. orda benim tanımadığım pek çok ünlüden ziyade uldız'ı görmek çok şaşırttı beni. ablamın arkadaşı uldız. sevgilisi de kendi kadar şekerdi. burdan onlara mutluluklar diliyorum, bana noluyorsa.. bunların dışında akşam eve dönüşte özden'le hızımızı alamayıp gloria jeans'e gittik. neden kahvesiz dertleşemiyoruz biz? hayır özden'le ben değil, genel olarak diyorum, toplum olarak. boğazımız mı kuruyor, dilimiz mi tutuluyor. kahve yoksa sohbet de mi yok? neyse, ben ne dediğimi bilmez oluyorum böyle bazen. aslında ben başka bir konuya değinecektim. -iç ses: paragraf başı lula, paragraf başı! ne zaman öğreneceksin sen bu kuralları, hmm? burak senden iyi biliyor.-
elif'in bir fotoğrafçı arkadaşı var. ikinci görüşmelerinden sonra, ki bu görüşmelerin ikisi de sergi gezme amaçlı- aşkını ilan eden bir mesaj attığını söyledi elif çocuğun. aşk ilanı olmasa da ona yakın bir şeymiş. sonra aklım takıldı buna. yurdumun bütün erkekleri göle maya çalma telaşında mı yani? ikinci görüşmede mesaj atıp, "ya tutarsa?" zihniyeti mi? yoksa ne? çünkü bu mesajlar cevaplanmadığında kahrolmuyorlar.. gayet sakin devam ediyor hayat. ölsünler demiyorum da, ben ne diyorum sahi?
.
neyse. sıkkın benim canım. kullandığım allık artık üretilmiyormuş. ben allığıma bile ihanet edemiyorum işte.. başka bütün allıklar sahte duruyor yüzümde. a a, unuttum elif'in aşçı yamağı hikayesini. şöyle bir hikaye o: elif yemek kültürü dersi almış, şansına da ödev konusu "hacı abdullah" çıkmış. en iyi sen yaparsın bu ödevi dedi. tam gaz verdi ödevi bana. evet, aşçı yamağı lafı bundan kaynaklı; ama bu metinde kim aşçı, kim yamak ben de şimdi bilemedim. sahiden boş konuşuyorum demek ki.. allığım bile bulunmuyor zaten.. ufflamak istiyorum sayın seyirciler..
.
hep böyle otomatik olarak sızlanan ben, burada mektubuma son verirken, uzaktaki ablama uldız'ın selamını, yakındaki babama da istediğim telefonun kodunu yolluyorum. -aldı o mesajı-
tüm içtenliğimle;
lu-alış veriş gazisi-la
lu-alış veriş gazisi-la









çok ilginç bir rüya gördüm sanıyordum. ilginçti de ilk etapta. santorini gibi, ama çok daha victorian bir kasaba. ve ben orada yaşıyormuşum da bilmediğim bir kalabalık şehre gelmiş; karnaval havası estirmiş gibiydi.. insanlar maskeli ve parlak giyimliydi. yanımda biri vardı, kimdi hatırlamıyorum. bir köşeye saklanmışız - izlememiz yasaktı demek ki onları -. sonra ben yukardaki evimi gösteriyorum yanımdakine. sonra uyandım zaten, babamın sesiyle. rüyamın anlamını çözmeye çalışıyordum ki, aniden dank etti: dün ben maskeler denemiştim. hatta hızımı alamayıp kardeşime de denetmiştim. işte böyle. rüyamın kaynağı bu kadar gündelik bir olaydı. hiç bir alt metni, karmaşık açılımı yoktu. ben dün akmerkez'de bir aksesuarcıda maske takmıştım, hepsi oydu. 

evet var benim kanatlarım da; bunu kim neden yazdı bana? yoksa uyudum mu ben bilmediğim bir yer ve zamanda.. uzaya maymun bile gönderememiş memleketimde ben nereye ışınlandım ve ne şekilde kanatlarımı gören birine bu satırları yazdırdım..? Allah'ım bu bir sır kapısı mı? öyleyse şayet, ben kelebeklere hep iyi davrandım.. hep sevdim. hatta tırtıl gördüğümde korkup kaçmadım, tombul tombul ilerleyişlerine baktım, "ne de güzel kelebek olursun sen" diyerek sevdim onları.. ama anlayamadığım bu söz nasıl bir ruhu temsil ediyor.. "aman iyi ki kanatların var, bir halt olduğundan değil yani.." gibi mi; yoksa "iyi ki kanatların var senin, keşke yalnız bunun için sevseydim seni" gibi mi? bu bir cemal süreya şiiri olmaktan ne kadar uzak oysa.. ama ben hala anlayamadım ve bu durumu aydınlatamadım. 

