Perşembe, Şubat 15, 2007

kuyu II

"kem göz olurum tenine, sen mor gelinlik bul."

Çarşamba, Şubat 14, 2007

god save the colonel

ipodum manic street preachers hastası. devamlı manics seçiyor benim için.. ben de sayesinde ergenliğime geri döndüm. bağıra çağıra, "i wanna be your only possession" diyerek eşlik ediyorum. o dediğin ofiste nasıl oluyor diye soran olursa, hmm, olur mu? cevap vermiyorum... albay aradı az evvel. konuşmak istemediğim için o adamla sevinç'e açtırdım telefonu. lula çok önemli bir toplantıda dedi sevinç. sevgililer günü için aramış. "sevgililer gününüz kutlu olsun hepinizin" demiş. güldüm ben niyeyse. kart zampara diyeceğim ayıp olacak. yok onun dediği gibi "türbe falan gezse ya bu adam" diyeceğim yine olmayacak... güldüm ben işte.. sevinç pek gülmedi, lafı yarım kalmış, eşinin sevgililer gününü kutla, diye azarlayacakmış albayı aslında, ama telefon kapanmış. içimden olmaması için dua etsem de, sevinç'e, üzülme bir dahaki sefere kızarsın artık, dedim..

Pazar, Şubat 11, 2007

muayyen

sözün tam burasında biterdim. söz olsaydım şayet. ne olduğumu bilemediğimde ne olamayacağımı da bilemiyorum haliyle. ellerim çok sık kuruyor. kurduğum cümlelerin başı sonuna uymuyor. nasıl oluyor bilmiyorum ama ipod nerede ağlak şarkı varsa bulup önüme koyuyor. word, ağlak diye bir kelime yoktur türkçede diyor. oysa word diye bir kelime var, öyle mi? edepsiz! canım six feet under’ı izlemek istemiyor. az çok tahmin ediyorum. tahmin ettiğim şeyleri seyretmeyi sevmiyorum. huysuzluk yapıyorum, biliyorum. hamdolsun, kafam sizinki kadar çalışıyor. huysuzluk yapıyorum. yapıyorum çünkü kendimle ne yapacağımı bilemiyorum. ne zaman yalnızlasam en çok huysuzluk yapıyorum. sonra kahve. sonra fal. sonra varsa uyku. yoksa yine huysuzluk, yine uykusuzluk, yine yalnızlık, yine fal, yine kahve... yalnızlamak da yokmuş türkçede. bill gates benden daha iyi biliyor türkçeyi, di mi? serseri!

Perşembe, Şubat 08, 2007

gündelikçi lula

- sevgi, annem odamı ve çekmecelerimi toplamam karşılığında 100 YTL teklif etti. nasıl?
- a a, süper.. ben toplayabilir miyim lula?
- hem de "bilirsin lula, ben nakit çalışırım" dedi..
- harika lula, kendi evine gündeliğe gitmişsin gibi..
- ...

Salı, Şubat 06, 2007

Cumartesi, Şubat 03, 2007

a song for someone

yazacak çok şey var. devamlı birikiyorlar. ablam evlendi misal. bunu anlatmam gerek. başka şeyler de anlatmam gerek. gerekliliğin olmadığını da anlatmalıyım mesela. -meli, -malı da yok. ne var peki? fonda homesick var. içerde topladığım mutfak var. setin üzerinde annemin o çok sevdiği şebboylardan var. masanın üzerinde afrika papatyaları.. çiçekleri seven annem var. şimdi babamla birlikte dışarı çıktılar. leyla var sonra. arada saçma sapan kızıp saçma sapan şımaran. ama şimdi hepsinden mühim ablam var. evlenip prag'a giden. bana oradan kart atacağına söz veren. sıcak bir yerlere gitseydiniz keşke.. tunus'a felan.. evet, sıcak bir yerler var. orada, burada, şurada. anıl var. deniz kızı. onun içten tavırları var. 12:12 var. aşk var. aşık olunca saçmalamak var. senkronize adımlar var. sigaradan kurtulmak için en yakın sağlık ocağına koşmak var. uyku var. rüya var. rüyada karın yağdığını görmek var. rüyalarda üşümek bile var. cihangir camii var. onun denize bakan ön cephesi var. ön cepheler var hep. figen var. figenin kedisi var. tıknaz ve sevimli. boynunda çıngırağı var. istediğinde girip istediğinde çıktığı bahçesi var. balkon var. balkonda kahvaltı etmek var. figenin çalışma odası var. sigara içilen. perdesiz. mutfağı var. kombisiz. kings of convenience var. repeat var. a song for someone who needs somewhere to long for homesick because i no longer know where home is..

Pazartesi, Ocak 29, 2007

şapka

adımdaki şapka yerli yersiz uçuyor. rüzgârlı havalarda yanına alma, diyor annem.

Cuma, Ocak 26, 2007

my neck hurts

‘cause i’ve been cutting moons

Perşembe, Ocak 25, 2007

gökyüzü

tuttum onu. çatısı olduğu halde spor yapmamış kolundan. eski evimin sokağına önce. biraz yürüdükten sonra yonca apartmanı. burada büyüdüm dedim. burada büyümene çok sevindim dedi. bahçeyi sevdi sanırım. bahçe katında büyümemi. çocukluk fotoğraflarım var onun hiç görmediği. o bahçede çekilmiş. saçlarım yine böyle. koşarken. karpuz kollu elbiseler içinde. annem pek pantolon giydirmezdi bize. elbiselerle büyüdük. ben ve diğer kız kardeşlerim işte. sonra ilkokuluma götürdüm. okulun bahçesine. ökkeş amca'dan çubuk kraker aldığımız köşeye. ökkeş amca'nın sattığı çubukların mikroplu olduğunu hangi öğretmen yutturmuştu bize? çocukluğuma ilişkin başka şeyler de vardı tabii. onları anlatmakta da gecikmedim. bükeyi, büke'nin bana doğum günümde aldığı hediyeyi. sonra o doğum günümü. tamamen benim uydurduğum.. çocukluk dedim, gökyüzü gibi bir şey. hep başımızın üstünde. hmm?

Çarşamba, Ocak 10, 2007

Perşembe, Aralık 28, 2006

fil

ne diyordum, dedim, epeydir bir şey demiyordun, dedi günlük. hayatıma makas atılmış gibi oluyor bazen. aniden çark ediyor bir şeyler. solsam sağa, sağsam sola.. yukardaysam daha yukarıya, aşağıdaysam çapraza. sahi fil nasıl ilerliyordu satrançta? babamı artiz, beni de bekar tiyatroculara döndüren gazete, bir perşembe günü daha yapacağını yapıyor bana. ah lula, ne bu cümleler böyle. silkelen, kendine gel. sevgi neydi? emek miydi? hah, evet, oradan alalım.. iç sesler yazına hakim olmaya çalışırsa bir süre bekle, der annem hep. öyle yapıyorum ben de. onlar gidene dek size bir şeyler anlatayım istiyorum. mesela; mmm, çarpım tablosunu ezbere biliyorum ben artık.. nasıl ama..
21:30
ağlamamak istiyorum aslında ama nasıl oluyor.. biri bir şey demiş gibiyim. kötü bir şey. ama aslında kimse bir şey demiyor, kötü bir şey.. gece mesaisinde kim eleni karaindrou dinliyor? ağlayan çayır falan diyor sevinç bazen. ağlamaklı değilim ben aslen. hep, herkesten çok güldüğümü söylerler. nicelik ve nitelik olarak.. kahkahamı herkesler bilir ve bana kahkaha attırmak hendekten deve atlatmak kadar zor bir şey değildir. canım sıkkın ama bugün. cümlelerim devrik ve sağ işaret parmağımdaki yara iyileşmiyor. hani hemen iyileşiyordum, masrafsızdım ben? beni benden başkası kandırmıyor zaten..

Gömmeden önce biraz gezdirin beni

Cumartesi, Aralık 23, 2006

Cuma, Aralık 08, 2006

o kim?

telefon çalar. zzzzZZZZrrr
- ah naber?
- iyilik senden?
- gastedeyim işte hâlâ, çok sıkılıyorum. senin nasıl gidiyor okul?
- eh, sınavlara giriyorum işte..
- hayat nasıl gidiyor peki?
- o kim tanımıyorum..

Salı, Aralık 05, 2006

sevgi

ve sevgi çıldırdı..

Cumartesi, Aralık 02, 2006

tokat

bu sabah metroda tuhaf bir şey oldu. ben oturuyordum, yanımdaki kadın ve ufak çocuğu da durakta inmek için ayağa kalktı. ani frenle sarsılınca çocuk, yere düşmesin diye tuttum onu. dengesini sağlayınca bana tokat attı. gülümseyip diğer yanağımı uzattım. o bir şey anlamadı, annesi de sanırım. yine de çocuğu adına özür diledi kadın. önemli değil dedim, yine, gülümseyerek...

Çarşamba, Kasım 29, 2006

Cuma, Kasım 24, 2006

nar

"Kasım gelince aralık da geliyor, bu kötü.
Ama mesela saat 5 olunca 6 da oluyor, buna bayılıyorum."
nar
(benden başkası nar demiyor ona. ama ona nar kadar yakışan başka bir isim bulamadım ben.)

Salı, Kasım 21, 2006

teşekkürler

"ben giyilmesi zor giysiler giyerim benim vaktim var
desen ne çıkar

...."

Cuma, Kasım 10, 2006

Cumartesi, Kasım 04, 2006

Çarşamba, Kasım 01, 2006

sick child

uyum

morun yeşile yakıştığı kadar yakışmak istiyorum kendime.

unufak

'sendrom' yerine 'hastalık tablosu' yazmamı öneriyor word, sevgili günlük. ağlamak istedikçe ağlıyorum. ben bugün bütün çarşambalardan daha yalnızım.

back in coma

günlerden çarşamba. en çok çarşambaları severdim ben eskiden, ama bunu daha önce demiştim, biliyorum. demediğim bir şeyi demeyi beceremiyorum çoğu zaman. bu sabah anneme de daha önce dediklerimi diyecektim. sustum. o da hep dediklerini yineliyor. bu sabah da susmadı, ne dediyse evvelden, tekrar etti. yolda ablamla konuştum. aşığım dedi. ben anlamsız bir kahkaha attım. bilmiyorum sevgili günlük, yeminlen bilmiyorum. âşık olamayacak kadar elden ayaktan kesildim. öptüm onu. yapma böyle dedi. nasıl yapmayayım dedim. dalga gibi işte, dedi. ne dalgası dedim. seviniyorum dedim. içimizden birinin aşık olması ne kadar güzel dedim. üç dakka durma dedim. bir şey yap dedim. yürüyorsan koş, oturuyorsan kalk, kalkmışsan takla at, elini kolunu salla, bir yabancıya selam ver, bir tanıdıktan selam al. susuyorsan konuş, konuşuyorsan sus. güleceksen kahkaha at, gülmeyeceksen git yat uyu. içimden dedim bunları. dışımdan marion dinledim. comeback. yağmur yağmaya devam etti. anorağımı giymek için vakitlerden erkendi, sıcak sıcak yaslandım cama. macar eziyeti bunlar dedim yanımdaki yabancıya. duymuyorum dedi. nasıl olur dedim, kulağında kulaklık olan benim. ben de ona şaşıyorum ya zaten dedi. iyi o zaman, bir dahaki sefer siz takın kulaklığı dedim, ama marion dinleyemezsiniz. niyeymiş o dedi. bilmem, âşık gibisiniz dedim. ablanızla karıştırıyorsunuz dedi, âşık olan o. benziyorsunuz ama profilden dedim, onun çenesi de aynı sizinki gibi. çenem düşük mü benim, dedi. ebru çapa mı okuyorsunuz siz dedim, ölmedi mi o hâlâ? yaşıyor sanırım, giderek kilo alıyor ama. geçelim dedim. olur dedi.