Çarşamba, Ocak 06, 2010

breaking bad

bu "kendini kötü hisset" dizisini izlemeden duramıyorum, evet.

Cumartesi, Ocak 02, 2010

if we can land a man on the moon, surely i can win your heart

eski sınıf arkadaşları zaman içinde birer yabancıya dönüşüyor ve yabancıların bizi sevmesi çok hoşumuza gidiyor. sevgilisi ünlü bir ressam olan ilkokul arkadaşım resimlerimi görmek istedi. biraz tedirgindim ama yine de gösterdim işlerimi. önce tuhaf bir sessizlik oldu. dudak bükecek sandım ama beklediğimin aksine benden de fazla heyecanlandı. bunlar, dedi, şahane; hem çok naif hem çok heyecan verici ve kesinlikle samimi. öyle mi, dedim şaşkınlıkla. öyle, dedi.

benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya

yeni yıla hep uyuyarak giriyorum ve sonra, sene boyunca, kış uykusuna yatan hayvanlara neden bu kadar imreniyorum diye düşünüp duruyorum.

Çarşamba, Aralık 23, 2009

Cumartesi, Aralık 19, 2009

niçe

niçe nasıl yazılır bilemiyordum. dilara, yanımda, olanca hızıyla not tutuyor, bense, ce mi önce geliyor, ze mi, yoksa se mi, derken büsbütün paralize oluyordum. türkçe'nin gözünü seviyor, okunduğu gibi yazılmayan tüm lisanlara zararsız küfürler ediyordum. en son, "'niçe' nasıl yazılır bilmiyorum, çok utanıyorum", dedim. o da bana, "yabancı bir ismi yazmak marifet mi, değil yazabilenler, hakkında ders verenler eline su dökemez", dedi. çok tatlıydı, gülümsedim. ve niçe nasıl yazılır hala öğrenemedim.

Pazartesi, Aralık 07, 2009

güvenli yer

doktorum, haftaya seninle güvenli yer çalışacağız, dediğinde, allah şahit, pek ciddiye almamıştım. var mı sahiden öyle bir yer, diyerek tiye bile almıştım. ama o koltuğa oturup, kulaklarımda ve avuçlarımda o şeylerle, akşam güneşinin büsbütün dolduğu o salonu, erengülleri, devetabanını, çay kokusunu, kedi miyavlamasını anlatırken, evet, o güvenilir yerin varlığına fena halde inandım.
not: gri ve tombul kedimize de bir isim buldum: zil.

Perşembe, Aralık 03, 2009

previous on lula

şimdi ben çayevlerine gereken önemi gösteriyor, lüzumundan fazla para harcamıyor, 3 yıl önce aldığım bir cekete ilk kez kollarımı sokuyor, gözlerimi kapkaza boyuyor, yürürken kıvrılan tişörtümü düzenli olarak düzeltiyor, yanlarından geçerken 'bak, valla diyorum, ünlü bu!', diyen kendini bilmezlere kendilerini bilmeme hakkı tanıyor, annemin hala bana üzüm suyu sıkan ellerine bakıyor, nihayet salonun duvarlarının ne renk olacağına karar veriyor, ne iş yaptığımı soranlara 'serbest meslek', diyor, 2 kaşık calpolle kafayı buluyor, ihtiyaç listeme bir samsonite trunk beyaz valiz ekliyor, kendimle çelişmeye bayılıyor, taksiyle başladığım günlerin sonunu otobüsle zor getiriyor ve eğer otobüste, yanıma oturacak kadın, şoföre ve başka herşeye bağırıp kızarsa da, kulaklığımın tekini çıkarıp, 'üzülme teyzeciğim, bizi öldürmeyen şey, güçlendirir', diyorum.

Çarşamba, Aralık 02, 2009

Pazar, Ekim 25, 2009

teşhis

leyla, rastgele modundayken her r.e.m. çıkışında tutukluk yapan aypodumun teşhisini koydu: "aypodun homofobik lula!"

Cumartesi, Eylül 12, 2009

give me your eyes

i need sunshine

Çarşamba, Eylül 02, 2009

Salı, Ağustos 18, 2009

çakma tahtası

ikea'da dolanıyor, lüzumsuz pek çok şeyi olanca hızımla sepete indiriyordum. çocuk reyonunda bir çakma tahtasıyla karşı karşıya geldim. naif.süper'dekinin aynısı olduğuna emindim, çünkü çakmaya başladığımda oradaki esas oğlan gibi hafiflediğimi hissettim. ne kadar çaktım şimdi tam kestiremiyorum. bir iki sefer ters yüz etmiş olmalıyım ki; çekici elimden atıp üst raftan kullanılmamış bir taneyi sepete atarken iyi giyimli ve güler yüzlü bir kadın kulağıma eğilip şöyle dedi: "nasıl? bütün stresini atıp rahatladın mı?"

Cumartesi, Ağustos 08, 2009

menekşelendi sular

annem heyecanla odama girdi. söyleyeceğini söyleyemeden bir bana bir de çalan müziği işaret etmek için müzik setine baktı. sonra, için geçmiş senin, dedi. içim geçmiş benim diye yineledim. gitti. ne söyleyeceği ise bir muamma olarak haneme eklendi..

Cuma, Temmuz 31, 2009

Salı, Temmuz 28, 2009

Cuma, Temmuz 24, 2009

vasiyet

göçüp gittiğimde, hakkımda, çok iyi ressamdı kıymeti bilinmedi, denmesini yasaklıyorum.

Cumartesi, Temmuz 18, 2009

barely legal

"i'd like to be a gallery
put you all inside my show"
bir david bowie şarkısı kadar kusursuz olmak isterdim. sonra kendime yetebilmek isterdim. benlerimin sayıca çoğalıyor olmasından korkmamak isterdim. havuza girdiğimde sakin sakin yüzmek, varsa öyle birşey, tadını çıkarmak isterdim. klişe ve kroşe kelimelerini karıştırmak isterdim. orada yağmur yağarsa burda, datça'da rüzgar eser, diyebilmek isterdim. rüyamdaki gibi yıldırım mayruk'a kafa tutmak isterdim. bir güzel gelinlik olmak isterdim. gelinliğin sadece evlenilirken giyilmesine karşı çıkmak isterdim. çarşı üyesi olmak isterdim. çarşının kendisi olmak isterdim. kızıl olmak isterdim. çilli ve kızıl. upuzun saçlarıma papatya iliştirmek isterdim. ukalalığın illegal olması için dilekçe vermek isterdim. dilekçemin kabulu için bir tane daha. vampire weekend konserini ablamla en ön sıradan izlemek isterdim. pınar'ın kpss'den alınabilecek en yüksek puanı almasını, ada vapurunda rüzgara karşı saçlarını açmasını isterdim.
bir de sanırım başım ağrımasın isterdim, hiç ağrımasın..

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Pazar, Haziran 28, 2009

Cuma, Haziran 19, 2009

poor little rich girl

ingiliz, yüksek tavan, beyaz bembeyaz, volvo for life, çok maskülen bir araba değil mi o, alyans, markiz, incecik, dilek, çiçek, buket, evet, dans?, vals, doğan, vitray, dolap, masa, sofa, ikea, evimizin her şeyi, fırın, araba alınır o paraya, polenta, minestrone, mmmm... çok sıcak, bir tabak daha?, sesli düşün, sessiz düşün, seslerle ilgili, müzik, mihrabım diyerek, yerinde olsam hayatımı şarkı söyleyerek kazanırdım, yerinde olmak, hayatı kazanmaya çalışmak, doktora yapmak, moleskine, sende sanatçı duruşu, kumaşı var, santral, zihnim açıldı, çimlerde mi uyudun?, çimlerde uyanmak, geri saymak, gerisin geri eve dönmek, başa sarmak, tim booth, If I hadn’t seen such riches I could live with being poor, kanyon, camper, şükretmezsen öyle vurup kanatırsın işte ayağını, geçti, geçti, geçti..

Perşembe, Haziran 04, 2009

anlıyor musun?

"hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. ruhuma bir hayat yakıştıramadım."

Perşembe, Mayıs 28, 2009

Pazartesi, Mayıs 25, 2009

beton

esrari cemil: sanırım üç ya da dört kez geldim nişantaşı'na..
lula: neden?
esrari cemil: her yer beton çünkü, insanların suratları dahil.

Pazar, Mayıs 17, 2009

saraybosna

bana bakin yavrular, kart atmami isteyenler čok feči acele davranarak bana adreslerini mail atmalilar. bugun saat 5 gibi učaga biniyorum ona gore.. sonra neden kart atmadin diye aglamasin kimse.
imža:
yurtta sulh cihanda sulh