Cuma, Temmuz 31, 2009

Salı, Temmuz 28, 2009

Cuma, Temmuz 24, 2009

vasiyet

göçüp gittiğimde, hakkımda, çok iyi ressamdı kıymeti bilinmedi, denmesini yasaklıyorum.

Cumartesi, Temmuz 18, 2009

barely legal

"i'd like to be a gallery
put you all inside my show"
bir david bowie şarkısı kadar kusursuz olmak isterdim. sonra kendime yetebilmek isterdim. benlerimin sayıca çoğalıyor olmasından korkmamak isterdim. havuza girdiğimde sakin sakin yüzmek, varsa öyle birşey, tadını çıkarmak isterdim. klişe ve kroşe kelimelerini karıştırmak isterdim. orada yağmur yağarsa burda, datça'da rüzgar eser, diyebilmek isterdim. rüyamdaki gibi yıldırım mayruk'a kafa tutmak isterdim. bir güzel gelinlik olmak isterdim. gelinliğin sadece evlenilirken giyilmesine karşı çıkmak isterdim. çarşı üyesi olmak isterdim. çarşının kendisi olmak isterdim. kızıl olmak isterdim. çilli ve kızıl. upuzun saçlarıma papatya iliştirmek isterdim. ukalalığın illegal olması için dilekçe vermek isterdim. dilekçemin kabulu için bir tane daha. vampire weekend konserini ablamla en ön sıradan izlemek isterdim. pınar'ın kpss'den alınabilecek en yüksek puanı almasını, ada vapurunda rüzgara karşı saçlarını açmasını isterdim.
bir de sanırım başım ağrımasın isterdim, hiç ağrımasın..

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Pazar, Haziran 28, 2009

Cuma, Haziran 19, 2009

poor little rich girl

ingiliz, yüksek tavan, beyaz bembeyaz, volvo for life, çok maskülen bir araba değil mi o, alyans, markiz, incecik, dilek, çiçek, buket, evet, dans?, vals, doğan, vitray, dolap, masa, sofa, ikea, evimizin her şeyi, fırın, araba alınır o paraya, polenta, minestrone, mmmm... çok sıcak, bir tabak daha?, sesli düşün, sessiz düşün, seslerle ilgili, müzik, mihrabım diyerek, yerinde olsam hayatımı şarkı söyleyerek kazanırdım, yerinde olmak, hayatı kazanmaya çalışmak, doktora yapmak, moleskine, sende sanatçı duruşu, kumaşı var, santral, zihnim açıldı, çimlerde mi uyudun?, çimlerde uyanmak, geri saymak, gerisin geri eve dönmek, başa sarmak, tim booth, If I hadn’t seen such riches I could live with being poor, kanyon, camper, şükretmezsen öyle vurup kanatırsın işte ayağını, geçti, geçti, geçti..

Perşembe, Haziran 04, 2009

anlıyor musun?

"hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. ruhuma bir hayat yakıştıramadım."

Perşembe, Mayıs 28, 2009

Pazartesi, Mayıs 25, 2009

beton

esrari cemil: sanırım üç ya da dört kez geldim nişantaşı'na..
lula: neden?
esrari cemil: her yer beton çünkü, insanların suratları dahil.

Pazar, Mayıs 17, 2009

saraybosna

bana bakin yavrular, kart atmami isteyenler čok feči acele davranarak bana adreslerini mail atmalilar. bugun saat 5 gibi učaga biniyorum ona gore.. sonra neden kart atmadin diye aglamasin kimse.
imža:
yurtta sulh cihanda sulh

Salı, Mayıs 05, 2009

Pazar, Mayıs 03, 2009

yengeçli mektup

Lula,
siz gerçekten büyük bir turistsiniz. Ya da ben mi yanlış anlıyorum. Eskiden mektuplaşmalar vardı, hatırlar mısınız? İngilizceyi geliştirmek için yabancı mektup arkadaşları bulunan bir ağ vardı hani. Bir kız vardı, kendini tanıtan bir mektup yazmış. Karşısındaki kız da kendisini tanıtan bir mektup yazmış. Okuyunca bizim okuldaki kız hemen "geçmiş olsun, çok üzüldüm" diyerek kıza güç vermeye çalışmış. Mektupta "I'm cancer" yazıyormuş. Sonra anlamış. Anladık.
Günlüğünüzün her sayfasına baktım, bazı sayfaları okuyabildim, bazı resimlere, pardon fotoğraflara baktım. Ne desem boş olacak biliyorum. Zaten bekle, dur her şey burada başlıyor. Öncelikle, şairliğiniz nereden gelmekte ve nereye gitmektedir. Ve biliyor musunuz, sayfalar arasına bir kedi sıkışmış, o bir görsel şiir. Sonra tarattığınız bir günlük sayfası da. Güntan'dan Perec'e, Atay'dan Işın'a, siz bunları ne zaman nerede ve nasıl okudunuz kuzum? Rica ediyorum, ben bir turist sayılmayacağım için beni bilgilendiriniz, rehber olunuz ki turist olayım, daha çok küçüğüm.
Biliyor musun, ben de yengeç burcuyum.
P.

Perşembe, Nisan 30, 2009

c'fucking'v

galeriye girdim. büyük beyaz masada oturan kadına “sergi açmak istiyordum” deyip resimlerimin görsellerini uzattım. kadın uzun uzun baktıktan sonra cv’mi istedi. “cv mi?” dedim, “evet, cv.” dedi. oturduğum yerde arkamı dönüp ajandamın sayfasına elimi çizdim. kağıdı koparıp uzattım: “buyrun..”

Çarşamba, Nisan 29, 2009

more yellow birds

babamın konuşmaları hep sparklehorse şarkılarını andırıyor. sözlerin önemi yok, hep kederli. ben artık ağlamıyorum ama. dişlerimi sıkıyorum. masa örtüsündeki çiçekleri işaret parmağımla tekrarlıyorum. arada, gözlerine bakıyorum babamın, oradalar mı diye. oradalar. tekrar örtüye dönüyorum. tekrar tekrar çiziyorum o kıçıkırık çiçekleri. ekmek ufaklarını topluyorum parmaklarımla. kar topu gibi büyüyorlar. ufak bir tepecik taç yapraklarına kuruluyor mavi çiçeğin. taç yapraklar çiçeğin güzel görünmesini sağlar ve böylelikle arıları çeker. masa örtüsündeki çiçeklerin ne kadar çirkin olduğunu buradan anlamalıydım: hiç arı çekmediklerinden. sonra; ben de çirkin olmalıyım, diye düşündüm. arıların ilgisini hiç çekmediğim için. babam ellerini yer yer göğsüne koyuyor, kahroluyorum, diyordu. parmaklarımı yer yer birbirinden ayırıp kemiklerimi görmeyi umuyordum. röntgenimdeki gibi. taç yapraklarım olsaydı şayet, arılar arada konsaydı omuzlarıma.. Susmak ikrardan değil, isyandan diyen kimdi?

Pazar, Nisan 05, 2009

Cuma, Nisan 03, 2009

i happen to like new york

gömlek değiştiren hayvanlar vardı. ben görmüştüm kitapta. ilkokul kitabıydı sanırım. mesele o değil zaten. mesele benim de gömlek değiştirmek istemem. her bahar değilse bile bu bahar hiç değilse. saçımı kazıyorum diyelim, kendimi yenilediğimi sanıyorum ama o gömlek öylece üstümde. "paketiniz new york'a ulaşmış lula hanım" diyor telefondaki iyi-günler-ben-güher-nasıl-yardımcı-olabilirim?. bana yardımcı oluyor mu bilmiyorum. paketim new york'a ulaşmış diye seviniyorum. bir yabancı paketimi teslim aldı diye, kargoya verdiğim her kuruşu helal ediyorum. sonra aslında hazırlanıp çıkmam gerekirken bunları yazdığım için üzülüyorum. ayaklarım üşüyor. bahar gelince bizim karga daha bir mutlu görünüyor gözüme.

Perşembe, Mart 26, 2009

Salı, Mart 24, 2009

artiz

dilara sinema televizyon'u yeni kazanmıştı sanırım. bir vakit, "dilara filminde oynarım ve hatta gerekirse sanat için soyunurum" demiştim. geçenlerde dilara aradı; sözün hala geçerli mi, diye. elbette, dedim, soyunma kısmı hariç. sonra kısa filminden biraz bahsetti. bir kız, yeni taşınıyor bir apartmana ve bodrum kattaki çocukla arkadaş oluyor. ama işte çocuğun engelli olduğunu sonunda öğreniyoruz filmin. üzülüyoruz filan. tabii, esas kızımızın dünyanın en güzel ve akıllı kadını olması ön koşuluyla role adapte olmuştum. sonra yakın zamanda dilara mesaj attı; "lula, senaryoyu kimse beğenmedi, ben de değiştirdim, şizofren bir kadını oynar mısın?"
şimdi, rolüme hazırlanmak için 6 ay tımarhanede kalmam gerekiyor.

Cuma, Mart 20, 2009

diyalog

leyla: 'rapist'le 'terapist' kelimesinin benzerliği dikkatini çekmiş miydi daha önce?
lula: biri bedenine tecavüz ediyor, diğeri ruhuna..

Pazartesi, Mart 09, 2009

soru işareti

yavaş yavaş acele edelim, diyen kimdi?

Perşembe, Şubat 26, 2009

Pazar, Haziran 15, 2008

ne yapmalı beni?

yazacak şeyin bulunmadığı zamanlar oluyor. yine de bilgiyarın açılıp da tuşlarında parmakların gezindiği.. yazamayışın nedenleri çeşitli ama. mesela can sıkıntısı, mide bulantısı, kötü bir rüyanın mirası kafa karışıklığı.. hepsi gelgitli. havada uçuşuyor herşey önce. sonra kafamda. en son da midede. hay allah. çok aptal oldum ben. geçecek mi acaba? (hiçbir anlamı olmayan şeyleri yanyana dizersem ne olur acaba? kolyede güzel duruyor misal.) saçımı kestirdim. epey kısa. elifin tişörtü için kolları sıvadım. dün metrocity'nin önünden karşıya geçerken o koca caddenin ortasında yere kapandım. sağ ayağım ve sol avuç içimi yerden kaldıramadım. kan. kanın acıdan başka tanımının olmaması tuhaf geldi. bir kız yardım etti. hayır, leyla yanımda yoktu o sırada. simit sarayı vardı bir tane, lavabonuzu kullanabilir miyim, dedim. elbette, dedi adam. doğru, sadece lavaboyu kullandım. çünkü ben tuvalete lavabo diyen kızlardan hiç olmadım. önce elimi yıkadım. avucumdaki suyu enseme götürdüm. ferahladım. sonra kağıt mendille ayağımı temizledim. nasıl düştüğümü hala daha anlayamadım. annemi aradım. neredesin, dedim. trafikte sıkıştım kaldım, dedi. ben düştüm, dedim. panik halde, nasıl, nerde, şimdi nasılsın, gibi birbirine benzeyen ama asla aynı olmayan soruları bir çırpıda sordu. karşıdan karşıya geçerken, dedim. neee, dedi, caddede mi düştün? evet, dedim. birden yerde buldum kendimi. allah allah, dedi. iyi misin şimdi, de dedi. iyiyim, ben sadece çok üzgündüm, o yüzden aradım, dedim, iyiyim yoksa. tamam o zaman, dedi. tamam o zaman diye yineledim. yürümeye devam ettim. insanlar gözüme gözüme baktı. düşene bakılır mı hiç? ama akşam düşündüm ki, düştüğüm için değil, eyeliner için. çok yakışıyor bana dedim, bahriyeliye. güldü, biliyorum, dedi. ama düz yolda yürüyemiyorsam ne yapmalı beni? hmm, ne yapmalı..

Çarşamba, Haziran 04, 2008

pohpoh

"First of all, can I tell you that you look LOVELY! I mean it, absolutely beautiful. I am so proud of your success as a writer, journalist and women. I admire your courage and creativity and I'm glad you are pushing yourself forward. I wish I could have had the chance to get there myself, but you have a HUGE fan/friend in the states routing you on.
Keep it up.
Heather"

Pazar, Haziran 01, 2008