lodos nerden eserse ordan geri geliyor masal. kaldığı yerden. adamı hala kadına sarılı buluyoruz bu karede. kuş biraz ilerlemiş, uçaksa izini bile bırakmamış. yaşlı adam, kördü evet ama aynı zamanda yaşlıydı da, işte o artık boncuklarla uğraşmıyor. doğuştan kör biri için çok uzun yaşadığını düşünüyor sessizce. dicey başka bir şarkıdan önce başka bir anonsun gerginliğini hissediyor. kedisiyse evin yolunu aradıkça daha çok kayboluyor. ve gamze.. babasının çenesindeki gamzeye gülümseyen çocuk..
"sen bu dünyaya mı aitsin/hayatın nasıl olduğu değil kimlerle olduğu/önemli dersin/göğe ara sıra başını kaldır bak öyleyse/kendine ait bir yıldız bulabilir misin/içinde hiç bir şey olmayan bir dünya özlüyorsun/hadi bir kaç şeyi daha atsak boşluğa/sevinir misin"
çocuğa bu şiiri okuyor kadın. onun neye gülümsediğini bilerek, kendi de aynı gamzeye tebessüm ederek. sonra başka bir coğrafyada, güney amerikada mesela, bir tarla dolusu kelebek göç ediyor. televizyondan belgeseli izleyen adam onların bu kadar uzun süre uçabileceğine inanmıyor. yine de kumandaya uzanmıyor. tarlayı kaplayan kırmızı-turuncu kelebeklere bakıyor. içerde sızlanan köpek tasmasını ağzına alıyor, gezmek istiyor. bir köpeğin kendi başına gezemiyor oluşu adamın canını sıkıyor. çelimsiz kelebeklerin kilometrelerce uzağa gidişini yeni izlemiş biri için normal diye düşünüyor yazar. tüm bunlardan habersiz bir iç ses yerleşiyor yazıya. ne belgesel izleyen adama, ne köpeğine, ne gamzeye gülümseyen kadına ne de yazara ait bir iç ses.. usul usul mırıldanıyor: "olmalı mı olmamalı mı..." diye.. "yoksa hiç düşünmemeli mi.." diye devam ediyor yolda yürüyen biri. ama iç sesten daha güzel sesi. koroda şarkı söylemişliği var sanıyor yazar. doğruluyor kadın, 3 sene çok sesli korodaydım diyor. sonra başka biri konuşmaya dahil olmak için yazara sesleniyor. yazar saçını beğenmiyor, belki başka masalda diyor. işler çığrından çıkıyor. iç ses müdahale etmek için doğruluyor. yazarsa ondan önce davranıyor.
the end



















